Yeni birini işe aldığınızda kafanızda genelde üç şey döner: sözleşme, SGK bildirgesi, bir de ilk gün masasının hazır olması. Sağlık raporu bu listeye çoğu zaman en son girer, bazen hiç girmez. Oysa kanun tam tersini söylüyor. Çalışanın yapacağı işe sağlık yönünden uygun olduğu, o kişi işe başlamadan önce bir hekim tarafından belgelenmiş olmalı. Sektörde bu belgeye kısaca işe giriş sağlık raporu deniyor.

Kâğıt üzerinde basit bir belge. Ama iş müfettişlerinin dosyalarda en sık eksik bulduğu evraklardan biri de bu. Aşağıda raporun ne işe yaradığını, dayanağını, ne zaman yenilenmesi gerektiğini ve işletmelerin tekrar tekrar düştüğü hataları anlatmaya çalıştık.

"Sağlıklıdır" yazan kâğıt yetmez

Satem OSGB gezici İSG aracı ve laboratuvar çalışanı

İşe giriş muayenesinde hekim kişinin hasta olup olmadığına bakmıyor. Sorduğu soru daha dar: Bu kişi, bu işi, bu koşullarda kendine ve çevresindekilere zarar vermeden yapabilir mi?

Diyelim ki adayın hafif bir denge sorunu var ya da ilaçla kontrol altında tuttuğu bir tansiyonu. Muhasebede çalışacaksa büyük ihtimalle hiçbir kısıtlama gerekmez. Ama iskelede, yüksekte çalışacak ya da forklift kullanacaksa iş değişir. Hekim ek tetkik isteyebilir, şartlı uygunluk verebilir veya kontrol aralığını kısaltabilir. Yani muayeneyi yapan kişinin sadece çalışanı değil, işin kendisini de tanıması lazım. Mevzuatın bu görevi iş sağlığı alanında yetkilendirilmiş hekimlere bırakmasının sebebi de bu.

Resmî belgenin adı "İşe Giriş / Periyodik Muayene Formu". İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği'nin ekinde yer aldığı için sahada herkes Ek-2 diyor. Herhangi bir poliklinikten alınmış, üzerinde yalnızca "sağlıklıdır" yazan bir kâğıt bu formun yerini tutmuyor.

Kanun ne diyor?

Dayanak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 15. maddesi. Madde, işverene çalışanlarını sağlık gözetimine tabi tutma yükümlülüğü getiriyor ve bunun üç ayrı zamanda yapılmasını istiyor: işe girişte, iş değişikliğinde ve çalışma süresince düzenli aralıklarla.

Aynı maddede tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki işler için net bir hüküm var: Bu işlerde çalışacak kişi, işe uygun olduğunu gösteren rapor olmadan işe başlatılamaz. Bir de pek bilinmeyen bir kural var. Sağlık gözetiminin masrafı işverene ait ve çalışana yansıtılamıyor. Adaya "raporunu kendin alıp gel" demek ne kadar yaygın olsa da mevzuata aykırı.

Bazı çalışan grupları için ilave şartlar da bulunuyor. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 87. maddesi 18 yaşından küçükler için, 69. maddesi de gece postasında çalışacaklar için ayrıca sağlık raporu istiyor. Gece çalışanlarının raporu işe başlamadan önce alınıyor ve en geç iki yılda bir yenileniyor.

Sadece yeni alımda değil

Çoğu işveren raporu yalnızca yeni personelle ilişkilendiriyor. Oysa yükümlülük çok daha fazla durumda doğuyor.

En bilinen örnek elbette işe alım. Burada rapor, çalışanın ilk iş gününden önce hazır olmalı. Ama çalışan görev değiştirdiğinde de aynı ihtiyaç ortaya çıkıyor. İdari birimde çalışırken depoya ya da üretim hattına geçen birinin eski raporu yeni işi kapsamaz. İş kazası, meslek hastalığı ya da sık tekrarlayan bir sağlık sorunundan sonra işe dönen çalışan için de, uzun bir aradan sonra yeniden başlayan biri için de yeni bir değerlendirme gerekiyor.

Bunlara periyodik muayeneleri eklemek lazım. Tehlike sınıfına göre her yıl, üç yılda ya da beş yılda bir tekrarlanıyorlar. Alt işveren ve taşeron çalışanlarının sahaya ilk girişi, gece vardiyasına atama ve 18 yaş altı istihdam da bu listeye giriyor.

Hepsinin ortak noktası aynı: Çalışanın maruz kaldığı riskler değiştiğinde ya da üzerinden zaman geçtiğinde eski rapor gerçeği yansıtmaz. Müfettiş raporun olup olmadığına değil, güncel ve işe uygun olup olmadığına bakar.

Muayene nasıl yapılıyor?

İyi planlanmışsa çoğu işletmede tek günde biter. İlk iş, işyerini ve görevi tanımak: NACE kodu, tehlike sınıfı, çalışanın ne iş yapacağı ve nelere maruz kalacağı. Hangi tetkiklerin isteneceği buna göre belirleniyor.

Ardından hekim sağlık öyküsünü alıyor. Geçirilmiş hastalıklar, ameliyatlar, düzenli kullanılan ilaçlar, önceki işlerdeki maruziyetler ve varsa meslek hastalığı geçmişi kayda geçiyor. Fizik muayenede tansiyon, nabız, boy ve kilo ölçülüyor; solunum, dolaşım ve kas-iskelet sistemi değerlendiriliyor, görme keskinliğine bakılıyor.

Tetkik aşamasında işin gerektirdiğine göre akciğer grafisi, solunum fonksiyon testi, odyometri, EKG, kan sayımı, biyokimya ve idrar tahlili gibi incelemeler isteniyor. Son adımda hekim sonuçları görevin gerekleriyle birlikte yorumluyor ve üç karardan birini veriyor: çalışabilir, şartlı ya da kısıtlı çalışabilir, çalışamaz. Ek-2 formu da bu kararla imzalanıyor.

Tetkik listesi konusunu biraz açmakta fayda var, çünkü en çok burada yanlış yapılıyor. Herkese aynı paketi uygulamak mevzuatın istediği şey değil. Tetkikler işyerinin risk değerlendirmesine göre seçilmeli. Gereksiz tetkik hem bütçeye hem çalışana yük; gerekli olanı atlamak ise ileride başınızı ağrıtacak bir açık.

Sahada en çok görülen hatalar

Birincisi zamanlama. Çalışan pazartesi başlıyor, rapor perşembe geliyor. Aradaki üç gün, özellikle o arada bir kaza olursa, işvereni savunmasız bırakıyor. Rapor tarihi, SGK işe giriş bildirgesindeki tarihten sonra olmamalı.

İkincisi, raporun kimden alındığı. Tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde raporu İSG-KATİP'te görevlendirmesi olan işyeri hekimi düzenlemeli. Kanunda bazı küçük işyerleri için sınırlı istisnalar var, ama yetkisiz bir yerden alınan belge kaşeli ve imzalı olsa bile denetimde sorun çıkarabilir. Hizmet aldığınız kuruluşun yetki belgesini ve hekimin İSG-KATİP kaydını sormak iki dakikanızı alır.

Üçüncüsü, tetkiklerin işe göre seçilmemesi. Toz, duman ya da kimyasala maruz kalacak birine sadece kan ve idrar tahlili yaptırıp akciğer grafisini ve solunum testini atlamak, yıllar sonra bir meslek hastalığı iddiası gündeme geldiğinde işverenin aleyhine yorumlanıyor. İşe girişte ölçülmemiş bir değerin sonradan işe bağlı olup olmadığını ispatlamak neredeyse imkânsız.

Dördüncüsü, periyodik muayenelerin unutulması. Rapor bir kez alınıp klasöre konacak bir belge değil. Az tehlikeli sınıfta beş, tehlikeli sınıfta üç yılda bir, çok tehlikeli sınıfta ise her yıl yenilenmesi gerekiyor. On kişilik bir işletmede bu takvimi akılda tutmak mümkün; yüz kişide değil. Dijital bir hatırlatma sistemi burada ciddi fark yaratıyor.

Beşincisi, belki de en az konuşulanı, sağlık verilerinin saklanması. Bu bilgiler KVKK'ya göre özel nitelikli kişisel veri. Tahlil sonuçlarının özlük dosyasının içinde, herkesin açabildiği bir dolapta durması ciddi bir uyum sorunu. Kişisel sağlık dosyaları ayrı ve erişimi kısıtlı şekilde tutulmalı, çalışan işten ayrıldıktan sonra da en az 15 yıl saklanmalı.

Ceza var, ama asıl risk başka yerde

6331 sayılı Kanun, sağlık gözetimi yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene idari para cezası öngörüyor. Tutarlar her yıl yeniden değerleme oranıyla güncellendiği için buraya bir rakam yazmak yanıltıcı olur. Bilinmesi gereken şu: Ceza işyeri başına değil, çalışan başına kesiliyor. Kırk-elli kişilik bir işletmede toplam rakam kısa sürede büyüyor.

Yine de asıl mesele para cezası değil. İş kazası davalarında çalışanın işe uygunluğunun belgelenmemiş olması, kusur oranını doğrudan işveren aleyhine kaydırıyor. SGK'nın ödediği iş göremezlik ödenekleri ve bağladığı gelirler için açtığı rücu davaları da çoğu zaman bu eksikliğe dayanıyor. Birkaç yüz liralık bir muayeneden kaçınmak, yıllar sonra çok daha büyük bir tazminat olarak geri dönebiliyor.

Hizmet alacağınız yeri nasıl seçmeli?

Rapor almak zor değil. Zor olan, denetimde de mahkemede de geçerliliği tartışılmayacak bir rapor almak. Bir kuruluşla anlaşmadan önce birkaç şeyi sormanızı öneririz. Bakanlık yetki belgesi güncel mi? Tetkikler kendi laboratuvarlarında mı yapılıyor, yoksa dışarıya mı gönderiliyor? Kalabalık ekipler için işyerine gelip muayene yapabiliyorlar mı? Raporlar e-imzalı teslim edilip dijital olarak arşivleniyor mu? Periyodik muayene zamanı geldiğinde size haber veriyorlar mı? İSG-KATİP bildirimlerini kim yapıyor?

Bunların hepsini tek yerden halletmek isteyenler için Satem OSGB iyi bir seçenek olabilir. Kuruluş, işyeri hekimi muayenesinden e-imzalı Ek-2 teslimine kadar tüm işe giriş sağlık raporu sürecini yürütüyor. 2017'den bu yana faaliyette; İstanbul, Kocaeli ve Eskişehir'deki dört yetkili merkezi, kendi laboratuvarı ve gezici İSG araçlarıyla hem tek kişilik hem toplu muayene taleplerini karşılıyor.

Son söz

Sağlık gözetimini sadece evrak işi olarak görmek, onu işlevsiz hale getiriyor. Doğru yapıldığında ise iki tarafı da koruyor. Çalışan, kendisine uygun olmayan bir riske farkında olmadan girmiyor. İşveren de ileride çıkabilecek iddialara karşı elinde tarihli, hekim imzalı bir kayıt tutuyor. Bu kaydı oluşturmanın maliyeti, oluşturmamanın bedeli yanında çok küçük kalıyor.

⚠️ Sorumluluk Reddi Beyanı: Bu sitede yer alan tüm içerikler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; herhangi bir tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi önerisi niteliği taşımamaktadır. Sağlığınıza ilişkin herhangi bir karar vermeden önce mutlaka bir hekime veya yetkili sağlık profesyoneline danışınız. Yazar ve site yönetimi, içeriklerin kullanımından doğabilecek doğrudan ya da dolaylı zararlardan sorumlu tutulamaz.

Kategori: